Çocuğum Sıkılmasın Derken Ne Kaçırıyorum?

“Anneee, çok sıkıldım…”

Bu cümleyi duyduğumuz anda çoğumuz harekete geçiyoruz. Bir etkinlik buluyor, oyuncak öneriyor, çoğu zaman da ekran açıyoruz. Yeter ki canı sıkılmasın…

Peki ya her sıkıntı hissi çözülmesi gereken bir problem değilse?

Günümüz ebeveynleri olarak çocuklarımızın üzülmesini, sıkılmasını, beklemesini pek istemiyoruz. Onların huzursuzluğunu gördüğümüzde hemen devreye giriyor, o duyguyu ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Sanki çocuklarımızın her anının dolu dolu geçmesi gerekiyormuş gibi hissediyoruz.

Aslında bunda yalnızca çocuklarımızı koruma isteğimiz değil, bizim yaşam biçimimizin de etkisi büyük. Çünkü biz yetişkinler de sürekli bir şeylerle meşgul olmaya alıştık. Boş kalmayı, beklemeyi, durup düşünmeyi çoğu zaman verimsizlik olarak görüyoruz.

Oysa hayatın içinde sıkıntı da var, beklemek de, hayal kırıklığı da…

Çocuklar bunlarla karşılaşmadan büyüyemezler.

Sürekli uyarılan çocukların kendi iç dünyalarına dönme fırsatları azalıyor. Durup düşünmeye, hayal kurmaya ve kendi başlarına bir şeyler üretmeye yeterince alan bulamıyorlar. Oysa yaratıcılık dediğimiz şey çoğu zaman boş zamanın ve can sıkıntısının içinden doğuyor.

Elbette zaman değişti. Çocukların dünyası da bizim çocukluğumuzdan oldukça farklı. Ancak değişmeyen bir şey var: Çocuklar hâlâ kendi oyunlarını kurmaya, keşfetmeye, hayal kurmaya ve bazen de sıkılmaya ihtiyaç duyuyor.

Kendi çocuklarıma baktığımda bunu sık sık gözlemliyorum. Onlar evde sıkıldıklarını söylediklerinde bazen ben de hemen çözüm üretmeye çalışıyorum. Ancak çoğu zaman teknolojik araçları belirli sınırlar içinde tutmaya özen gösteriyorum ki kendilerine ait düşünme alanları kalsın.

İlk başta biraz söyleniyorlar. “Canım sıkılıyor” cümlesini birkaç kez daha duyuyorum. Fakat bir süre sonra bir bakıyorum; dışarı çıkmışlar, oyuncaklarını ortaya dökmüşler, yeni bir oyun kurmuşlar ya da resim yapmaya, müzikle ilgilenmeye veya sporla vakit geçirmeye başlamışlar.

Aslında ihtiyaç duydukları şey çoğu zaman yeni bir uyaran değil; biraz boşluk.

Çocuklarımızın her sıkıldığı anda onlara bir şey vermeye çalışırken, kendi başlarına bir şey üretme fırsatlarını ellerinden alıyor olabiliriz.

Bu durum özellikle ergenlerde de karşımıza çıkıyor. Birçok genç sosyal medyanın kendisine ilham verdiğini düşünüyor. Kuşkusuz sosyal medya bazen yeni fikirlerle karşılaşmayı sağlayabiliyor. Ancak uzun süre sadece izleyen tarafta kaldığımızda üretmenin yerini tutmuyor. Başkalarının yaptıklarını görmek ile kendi hayatımızda harekete geçmek arasında önemli bir fark var.

Belki de çocuklarımızın her sıkıldığı anda onları meşgul etmeye çalışırken fark etmeden en değerli becerilerden bazılarını gölgeliyoruz: Kendi başına vakit geçirebilmek, problem çözebilmek, hayal kurabilmek ve üretmek…

Unutmamalıyız ki çocuğun her anını doldurmak iyi ebeveynlik değildir. Bazen geri çekilmek de ebeveynliğin bir parçasıdır.

Bırakalım bazen sıkılsınlar.

Bırakalım bazen beklesinler, bazen hayal kırıklığı yaşasınlar.

Çünkü çocuklar sadece bizim sunduğumuz imkanlarla değil, kendi başlarına kaldıkları anlarda da büyürler.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top