Son zamanlarda 13 yaşındaki oğlumla ufak ama yorucu zorluklar
yaşamaya başladım.
Bazen ona yardımcı olmakta yetersiz kaldığımı hissediyorum. Onu üzgün gördüğüm
anlarda içimde büyüyen bir çaresizlik oluyor. Sorunlar küçük gibi görünse de
zamanla büyüyor, huzursuzluk hâline dönüşüyor.
Aslında dert ettiği, üzüldüğü şeylerin çoğunun bir çözümü var.
Bazen fazla büyüttüğünü de biliyorum. Ama bu, onun için dünyanın en önemli
meselesi olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Gelişmekte olan duyguları var ve
hissettikleri çok gerçek. İşte tam da bu noktada, ne söylesem kâr etmiyor.
Sonra kendi ergenliğimi düşünüyorum. O zamanlar dert ettiğim,
üzüldüğüm konuları, hissettiklerimi… Annemle paylaştığımda bazen yüzünde bir
tebessüm olurdu; ben de buna kızardım. Meğer anne olunca anlıyormuş insan.
Ekran süresi, ödevler, sorumluluklar…
Günlük hayatta hepimiz için sıradan konular gibi görünse de evin içinde çoğu
zaman çatışmaya dönüşebiliyor. Üslup sertleşiyor, sesler yükseliyor, tansiyon
artıyor ve araya mesafe giriyor.
Anne-baba olurken çocuklarımızla arkadaş olmadığımızı bilerek
hareket etmemiz gerekiyor. Tepkilerimizi sadece duygularımızla verirsek,
ebeveynlikte durduğumuz yeri kaybedebiliriz. Öte yandan onların bu dönemde
değişken bir ruh hâline sahip olduklarını da unutmadan sınırlarımızı
belirlememiz gerekiyor. Çünkü her şeyin serbest olduğu bir ilişki, çocuklar
için güvenli bir alan olmuyor.
Burada ince bir çizgi var.
“Arkadaşın değilim ama benimle her şeyini paylaşabilirsin” mesajını verebilmek
çok kıymetli. Hata yaptığında, üzüldüğünde ne hissettiğini saklamasın; yanında
olduğumuzu bilsin.
Biz ebeveynler olarak çoğumuz zaman zaman şu cümleyi kuruyoruz:
“Biz çocukken böyle değildik.”
Ama durup kendimize şu gerçeği hatırlatmamız gerekiyor: Onlar
farklı bir zamanda büyüyorlar. Başka bir hızın, başka bir dünyanın içinde. Bu,
saygı sınırlarının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor elbette. Ama kendi var
oldukları dünyaya göre uyumlanmaya çalıştıklarını kabul etmemiz gerekiyor.
Ekranlar, sosyal ilişkiler, beklentiler, kıyaslar…
Hepsi bizim ergenlik dönemimizden çok farklı. Sanırım en zor kısım da şu:
Onları bugünün dünyasında anlamaya çalışırken, kendi bildiğimiz ebeveynliği de
sorgulamak zorunda kalıyoruz.
Arada kaldığımız anlar oluyor.
Hem üzmek istemiyoruz hem sınır koymak istiyoruz.
Hem yanında olduğumuzu göstermek hem rehberlik etmek istiyoruz.
Belki de ergenlik, hepimizin birlikte büyüdüğü ve her gün yeniden
öğrendiği bir dönem. Eski bildiklerimizi bir kenara bırakıp ilerlemeyi
deniyoruz. Çünkü çocuklarımız doğal bir süreçten geçiyorlar ve biz her şeyi
istediğimiz gibi oldurmaya çalıştıkça daha çok zorlanıyoruz.
Mükemmel olamayız.
Ama çocuğumuzun duygularını küçümsemeden, şefkatle yaklaşarak sınırlarımızı
belirleyebilirsek, aramızdaki bağ daha da güçlenir. En önemlisi de yıllar sonra
geriye dönüp baktıklarında büyüdükleri evi huzurlu bir yer olarak
hatırlamaları değil mi?