İlişkilerimizde huzur bozulmasın diye içimize attıklarımız gerçekten huzur getiriyor mu? Söylemek isteyip de söyleyemediklerimiz, aman karşımızdaki üzülmesin, kırmayayım diye kendimizi üzdüğümüz anlar, hayır demek isteyip de diyemediklerimiz, her zaman alttan almaya çalıştığımız zamanlar… Hepimiz ilişkilerimizde zaman zaman bu duyguların içinde kalmışızdır.
Söyleyemediklerimiz zamanla yok olmaz. Çoğu zaman işler yoluna girdiğinde, duyguların da kaybolduğunu sanırız. Oysa duygular yok olmaz, yer değiştirir. Konuşamadıklarımız bedenimizde ve ruhumuzda iz bırakır. Bugün olmasa bile, bir gün mutlaka gün yüzüne tekrar çıkar.
İçimizde biriktirdiğimiz kırgınlıklar ve öfke, hiç beklemediğimiz bir anda ani patlamalar olarak karşımıza çıkabilir. Böyle zamanlarda karşımızdaki kişi kendi kendine “Şimdi ne oldu ki, ne yaptım?” diye düşünebilir. Aslında o anda verilen tepki, daha önce biriktirdiklerimizin bir yansımasıdır.
“Kırmayayım” derken çoğu zaman kendimizi yorarız. Sürekli alttan almanın bir erdem olduğunu düşünmek, kendimize yaptığımız haksızlığın üzerini örtmektir. Bunun bedenimize etkilerini de görürüz: huzursuzluk, yorgunluk ve sıkışmışlık hissi.
Empati yapmak elbette önemlidir fakat bunu yaparken kendimizi yok sayamayız. Her zaman “Ben idare ederim, güçlüyüm” düşüncesi, uzun vadede taşınması zor bir yüke dönüşür. Bu tutum zamanla özsaygımızın da zedelenmesine neden olur.
Peki neden hayır diyemeyiz, hiç düşündünüz mü? Bunun altında reddedilme korkusu, sevilmeme kaygısı ya da onaylanma ihtiyacı olabilir. Kendimize sormamız gereken soru şudur:
“Hayır dersem ne olur? Sınırlarımı çizersem bu ilişki yürür mü?”
Unutmamalıyız ki bir ilişki, karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörü çerçevesinde yürür. Tek taraflı fedakârlık ve suskunluk üzerine kurulu bir ilişkinin sağlıklı bir şekilde ilerlediğini söylemek zordur.
Sürekli susmanın bedeli; duygusal tükenmişlik, içsel yalnızlık, anlaşılmadığını hissetme ve bazı durumlarda depresif bir duygu durumuna geçiş olabilir. Duyguları ifade etmek ya da gerektiğinde tartışmak kavga etmek anlamına gelmez. Ben dili ile ifade edilen duygular yapıcıdır. Karşı tarafı suçlamadan, kendi hislerimizi dile getirmemiz gerekir.
Elbette zamanlama da çok önemlidir. Sakinleştikten sonra konuşmayı tercih etmek her zaman daha sağlıklıdır çünkü kızgınlık anında olaylara farklı bir gözle bakarız.
“Böyle yaptığında kırılıyorum” ya da “Şuna ihtiyacım var” gibi cümleler, karşı tarafı da düşünmeye sevk eder.
Eğer ilişkinizde dile getiremediğiniz duygularınız olduğunu düşünüyorsanız, kendinize şu soruları sormanız faydalı olabilir:
“Şu an en çok hangi konuda susuyorum? Beni susturan şey gerçekten karşımdaki kişi mi?”
Her zaman her şeyi söylemek zorunda değiliz; bazen durup düşünmek ve beklemek de gerekir. Ancak bizi ciddi anlamda rahatsız eden, içimizde kalan sözler zamanla bir yük haline gelir. Bu duygularımızı birlikte olduğumuz kişi ile paylaşabilmeliyiz.
Bazen karşılıklı konuştuğumuzda, ilişkilerimizde çok daha farklı ve olumlu bir bakış açısı geliştirebiliriz. Çünkü ifade edilen her duygu, ilişkilere nefes alacak yeni bir alan açar.